![]() |
|
|
|
Insanlarin birbirini çogunlukla yanlis anladigi, diyaloglarin çatismaya döndügü ve kendini anlasilmamis hisseden ya da konusursam yanlis anlasilirim düsüncesi ile hareket eden insanlarin olusturdugu bir toplumda yalnizlik duygusu öne çikar.
Demokratik bir toplumda yasayan insanlarin iletisim biçimi ile demokrasiyi yasama geçirememis bir toplumdaki insanlarin iletisim(sizlik) biçimi son derece farkli bir seyir izleyecektir.
Demokratik bir ailede büyüyen bir çocuk ile demokratik olmayan çesitli yetistirme biçimlerinden birisinin uygulandigi bir ailede yetisen bir çocuk ayni iletisim yetenegine sahip olmayacaktir. Kendisini ifade etmesine firsat taninmayan ve dogal olarak kendisini ortaya koyma becerisi gelistirmeyen bir çocuk büyük olasilikla ileride iletisim sorunlari ile karsi karsiya kalacak ve insanlar arasinda yasayacagi önemli sorunlarin temeli de atilmis olacak..
Öyleyse su sorulari sormamiz yerinde olacaktir. Demokratik bir toplum olabildik mi? Demokratik bir aile yapisi kurabildik mi? Kendi yasamimizda demokratik davraniyormuyuz, farkliliklara tahammül edebiliyormuyuz? Çocuk yetistirme biçimimiz demokratik mi?
Bu sorulara evet cevabini verebilecek insan sayisini dogrusu çok merak ediyorum. Hayir cevabini verenlerin sayisinin çogunlukta olduguna inaniyorum. Bu sorulara hayir diyen bir toplum olarak birbirimizi yanlis anlama olasiligimizin arttiginin bilincindeyiz. Kendimizi ifade etme konusunda, karsimizdakini dogru anlama, algilama konusunda ve bir sorunu konusarak giderme konusunda önemli ölçüde sorunlar yasayan bir toplumuz. Iletisim eksikliginden kaynaklanan, yanlis algilamalardan kaynaklanan ve pesin fikirli olmaktan kaynaklanan bu durum ise psikolojik sagligi tehdit eden bir altyapi olusturmaktadir. Kendisini yalniz hisseden, kendisini anlasilamamis hisseden insanlarin sayisi gittikçe artarken kaygi ve stres buna paralel olarak artmaktadir.
Ailede kendisini ifade etmeye firsat taninmayan bir çocugun durumu egitim hayatinda da devam etmekte (Disiplin buna gerekçe olusturmakta) toplumsal yasama katildiginda ise kendini ifade etmenin nelere maloldugunu görmekte ya da çogunlukla kendini dogru anlatabilme dogru ortaya koyabilme becerisine sahip olamamaktadir. Geldigi konumda ise bu zinciri vargücüyle devam ettirmektedir. Ister yönetici olsun, ister politikaci olsun isterse aile reisi olsun, durum degismemektedir.(Kendisini ciddi anlamda sorgulayip degistirme çabasi olanlar hariç)
Toplumda çogunlukla yozlasan degerlerler ve insan iliskileriyle birlikte empatik anlayistan yoksun ve sadece kendi duyularindan hareket eden ve kendisini merkeze koyan bir iletisim modeli siklikla kullanilmaktadir. Bencilligin gittikçe IN oldugu paylasimciligin OUT oldugu bir toplumda iletisim yönteminin dogru olmasini beklemek yada insanlarin birbirini dogru algilamasini beklemek zor olsa gerek.
Dogru iletisim kanallarini, tekniklerini kullanmayi bilmeyen bir toplum olarak güce basvurma ve sorunlari tahakküm kurarak, karsidaki insani sindirerek ve kaba kuvvetle çözme aliskanligimiz ön plana geçiyor. Böylece siddete dogru giden yoluda adim adim mesrulastirmis oluyoruz kendi içimizde.
Yanlis iletisim tarzlarindan kaynaklaan çatismalar ise insanlarin birbirinden uzaklasmalarina ve çogunnlukla yanlis anlasilmalarina yol açmaktadir. Herkes digerinde hata aramaktadir, dis kosullar suçludur ve (Neden hep böyle insanlar gelir beni bulur?) anlayisi gittikçe kuvvetlenir. Böylece kisi kendisini ve tarzini sorgulama geregi duymadan kendince haklilik duygusu içinde hareket ettiginden etrafindaki insanlarla gün geçtikçe iliskileri bozulmaya devam eder ve yalnizlasir.
Ayrica kisinin psikolojik dünyasi (saglikli olusu yada olmayisi) diger insanlari dogru anlama , dogru algilama ve kendini ifade edebilme tarzini belirler. Kiside bulunan defektler diger insanlarla olan iliskisini bozabilecegi gibi iletisim tarzinida olumsuz yönde etkileyecektir.
Toplum olarak içerikten çok kelimelere takilma takintimiz vardir. Kelimeleride çogunlukla yanlis yerlerde kullandigimiz gerçegini hatirlarsak gerisini siz düsünün.
Haklilik haksizlik mücadelesi ile diyalog içerigi teyet geçerek devam eder. Böylece bir seyleri paylasma veya bir niyeti birbirine aktarma amaciyla diyaloga baslayan insanlarin yanlis algilamalar sonucu zamanin çogunu kendilerini aklamaya ayirdiklarina sahit oluruz.
Hassas noktalarimizin zedelendigi duygusuyla bütün savunma sistemlerimiz harekete geçer ve kendi içimizde olaganüstü durum ilan ederiz. Bu durum ise bizi gerçeklikten uzaklastirir adim adim. Savunucu yaklasim tarzi iletisimin seyrini olumsuz etkileyen önemli hatalardan birisidir. Savunuculuk ayni zamanda bireyin benligini koruma ihtiyaci içinde oldugunu gösterir.
Karsisindaki insanlarin zihnini okuma ise bizim topluma özgü bir meziyettir. Çünkü herkes insan sarrafi oldugunu sanir ve karsidaki insanlar ne düsünürse düsünsün aninda doga üstü güçleri harekete geçermis gibi algilama gücüne sahip olduguna inanir. Bunu düsünen insanlarin kendince dogrudur belki ama olan asil mesele burada sudurki; kisi kendi kaliplarini ve sablonlarini, varsayimlarini karsidaki insana yapistirmakta ve onu ve ona atfettigi yönleriyle onu algilamaktadir. Ne yazikki bunun yüzdeyüz dogru olduguna da kendini inandirmaktadir.
Çogunlukla insanlarin önceki yasantilari bilinçdisi bir süreç olarak simdiki iliskilere transfer etme durumu sözkonusu olmaktadir. Insan sarrafi olma deyimi ise buradan kuvvet bulmaktadir ki bu iletisimi olumsuz etkileyen ve insanlari dogru anlamaktan uzak bir anlayistir. Burada algilanan sey gerçekte olan degil kisinin önceki yasantilari ile besledigi, benzettigi (bilinçdisi kurulan bir benzerlik) ve resmettigi bir tablodur. Karsidaki insanada bir rol atfedilmektedir ve bu role uygun olmasi beklenmektedir. Zamanla bu rolle uyusmadigini farkedincede hayal kirikligi ve çatisma baslamaktadir.
Dogru bir iletisim önce etkin olarak dinlemekten baslar. Etkin dinlemek karsi tarafin kendisini daha rahat ifade etmesine ortam hazirlar ve hata payini azaltir.
Dinlemek ise çok ciddi bir istir ve kisinin kendisini gelistirebilecegi gelistirmesi gereken bir alandir. Televizyon kanallarinda sürdürülen tartisma programlarinda bunun eksikligini örneklemek mümkündür. Orada kimse kimseyi dinlemez ve herkes konusma telasi içindedir ve sagirlar diyalogu seklinde bu durum sürüp gider. INSANLARLA SIK OLARAK YASADIGIMIZ GÜÇLÜK VE ÇATISMALARIN KÖKENI KENDI IÇIMIZDE SAKLIDIR.
Iletisimin gücü ne söyledigimizde degil nasil söyledigimizde saklidir.Iletisim karsilikli olarak düsüncelerin duygularin ve heyecanlarin anlatilmasi ve anlasilmasidir. Istek ve niyetlerin karsi tarafa dogru olarak iletilmesidir. Burada sözlü ve sözsüz mesajlar ayni oranda etkilidir. Karsilikli konusma, beden durusu, yüz ifadesi, ses tonu, mimikler birer iletisim enstrumanidir.
Sevgiyle kalin.....
Ali Riza Erdogan / Toplumsal Baris Dergisi