EVLİLİĞİ SAVAŞ ALANINA ÇEVİRMEK

 

Bir çok evlilik aşkla, sevgiyle, büyük umutlarla ve hayata ilişkin gerçekleştirilecek planlarla bazende vaatlerle başlıyor.  Kişiler çoğunlukla birbirine karşı atfettikleri özelliklere inanmakta ve böyle davranmaktadırlar. Bazende birbirlerini farklı rollerde algılamakta ve bu rolleri oynamaktadırlar. Farklılıklar, hayata bakıştaki uç noktalar ve değişik beklentilerin farkında olunur fakat önemsenmez. Nasıl olsa evlenince değişir yada değiştirilir. Bu inanç ve bu aşk ilişkisi içinde evlenen iki insanın birbirine bakışları, birbirini algılayışları ve birbirine karşı olan tasarımları zamanla değişmeye başlıyor. Nasıl olsa kontrol bende nasıl olsa değişir denilen alanların değişmediğinin farkına varılınca ayaklar yere basmaya  başlıyor ve hayal kırıklıkları  hissedilmeye başlıyor usul usul.

 

            Çoğunlukla eşler farklılıkları zenginlik olarak algılayıp kabul etmek yerine farklılıkları yok etmeye çalışarak aynılaşma mücadelesine girişiyorlar. Birbirini değiştirmeye zorladıkça çatışmalar alevleniyor ve bireysel özgürlük alanları zedeleniyor. Bu mücadele öfkeyi çoğaltmaktan başka işe yaramıyor. Çoğalan öfke ise kopmaya hazır bir çığ gibi tehdit unsuru olarak tepede yerini alıyor.

Öfkenin kanalize edilemeyişi sonucu kavgaların hammadesi olarak evliliklerde yıpratıcı yerini korumaya devam ediyor. Bir süre sonra iletişim dili tamamen çatışma diline dönüşmekte ve kimse kimseyi dinlememektedir.  Böylece anlaşılamayan iki tarafta birbirini suçlamaya başlamaktadır. Her iki tarafta çatışmanın nedeni ve kaynağı olarak birbirini göstermeye başlar. Evlilik hayatlarında yaşadıkları problemlerin nedeni olarak birbirlerini görmeye başlarlar.  Oysa problem kişilerden kaynaklanan değil iki kişinin ilişkisi arasında kaynaklanan bir problemdir. Kişiler sorunu kendi aralarında kaynaklanan ve iki tarafında sorumluluğu olduğunu kabul etmeye başladıkları noktada çözüm kapılarını aralayabilirler.

            Eşlerin birbirine yükledikleri transferanslar birbirlerini doğru algılamayı zorlaştırmakta ve eş rollerini sürdürmeyi engellemektedir. Kadın eşinin kendisine baba şevkati göstermesini bekler, erkek karısının kendisine annesi gibi davranmasını bekler ve evlilik öncesi aileleri ile olan ilişkileri böylece evlilik yaşantılarına farkında olmadan taşırlar. Kişilerin evlenmeden önce aileleri ile yaşadıkları çatışma, çözülmemiş problemler ve doyurulmamış güdüleri evlilik hayatlarında yön değiştirmiş olarak gündeme gelir. 

            Evlilikte bazen iki yetişkin ilişkisi yerine birisi çocuk rolünde birisi ebeveyn rolünde ilişki sürer gider.  Feodal toplumlarda genellikle kadın çocuk rolünde kocada baba rolündedir.

Aynı babam gibisin yada aynı annem gibisin gibi cümleler bazen eşler arasında kullanılmakta ve bu bir transferans ilişkisinin sözkonusu olduğunu haber vermektedir.

            Eşler kendi tutumlarını değiştirmek yerine  ne kadar haklı olduklarını ispatlamaya çalışırlar ve birbirini değiştirmeye çalışırlar. Birbirine yapıştırdıkları etiketlerle (Stigmatize) birbirini algılamaya başlar ve birbirinden uzaklaşırlar. Birbirini rahatsız eden davranışları eleştirmek yerine birbirinin kişiliklerini eleştirmeye başlarlar. Böylece kaos ortamı gittikçe alevlenir.  Her tartışmada  bütün sorunları ortaya dökme başlar. Zincirleme olarak yaşanılan her sorun sürekli ortaya getirilir ve asıl çözümlenecek konu gözardı edilir. Kimin ne kadar haklı olduğunun yada haksız olduğunun oysa bir önemi yoktur. Ben böyleyim yerine biz nasılız denmelidir. Güç mücadelesine girilmekten vazgeçilip herkes kendi rolünü yaşamalı ve kabul etmelidir. Atfedilenler yerine kişilerin birbirini doğru algılama ve anlamaya başlamaları  önemli aşamalar sağlayabilir.

Özellikle eşlerin kendi çatışmalarının farkına varıp kendi tutumlarını değiştirmeye çalışmaları hem etkili bir yöntem hem geliştirici bir yöntemdir. Evliliğe yapılabilecek en büyük yatırım birbirini doğru anlamaya çalışmak, dinlemek ve paylaşmak paylaşmak paylaşmaktır.

Sevgiyle kalın

 Ali Rıza Erdoğan / Toplumsal Barış Dergisi

 

 

 

ANA SAYFAYA DÖN