İLETİŞİM (SİZLİK) SORUNU

 

Hassas noktalarımızın zedelendiği duygusuyla bütün savunma sistemlerimiz harekete geçer ve kendi içimizde olağanüstü durum ilan ederiz. Bu durum ise bizi gerçeklikten uzaklaştırır adım adım.  Savunucu yaklaşım tarzı iletişimin seyrini olumsuz etkileyen önemli hatalardan birisidir. Savunuculuk aynı zamanda bireyin benliğini koruma ihtiyacı içinde olduğunu gösterir.  Savunma durumunda olan kişi zihin gücünü  içerikten daha ziyade kendisini savunmaya harcar.Kişi  konudan çok karşıdaki insana nasıl göründüğü, nasıl algılandığı ile ilgilenir. Karşıdaki insanı nasıl alt edeceğine, tartışmayı nasıl kazanacağına, nasıl baskın çıkacağına ve karşı tarafa nasıl karşı koyacağına odaklanır.  

Aile çocuk ilişkilerinde emir vermenin yaygın olduğunu ve saatte yüzlerce talimat yağdırılarak çocuk yetiştirildiğini hatırlarsak emir vermenin yaşamımızdaki etkilerini daha iyi farkederiz. Emir ve talimatların bu kadar sık kullanılması özbenliğin gelişmesini engellediği gibi insanların asi olmasına ve otorite ile sorun yaşamasınada yolaçmaktadır. Geriye kalan seçenekler; ya otoriteye boyun eğeceksin, ya otoriteye karşı çıkacaksın ya da otorite olacaksın.

            Dolayısı ile iletişimde emir vermek talimatlar yağdırmak olumsuz ve bozuk bir iletişimi getirecektir. Bir çok şeyi tehdit olarak algılama ve savunmaya geçme  reflekslerine sahip oluşumuzun kökeninde bu yetiştirme tarzı yatmaktadır.

            Teselli etmek ne kadar karşıdaki kişiye yardım amacı ve içeriği taşısada genellikle iletişimde olumsuz  etkilere sahiptir. Bizim kültürümüzde ise teselli etmek çok yaygın ve şefkat gösterisi olarak sürer gider. Amaç karşıdaki kişiyi yaşadığı duygudan uzaklaştırmak moral vermek ve destek olmaktır ama iletilen mesajlar farklıdır. Takma kafana, boşver düşünme, dünyanın sonu değil, herşey olacağına varır, kader böyle imiş........      Bunlar söylenirken teselli edilen kişide anlaşılamamışlık duygusu depreştiği gibi kızgınlık duygusu buna eşlik eder ve iletişim olumsuz bir noktaya doğru kilitlenir. Çünkü iletilen mesaj kişinin yaşadığı sorunun önemsiz olduğu, (Ben bilirim, senin sorunun önemli değil, sen yanlış düşünüyorsun, yanlış anlıyorsun, yaşadığın duygular yersiz, hemen vazgeç bu durmdan vb.) mesajı alt yazı olarak iletilir. Buda  karşıdaki kişiye  önemsenmediği duygusu yaşatacaktır. Karşıdaki kişiyi alamaya çalışmak duygularını ifade etmesine fırsat tanımak  en yararlı olabilecek yöntemdir.          

            Övme, aynı düşünceye katılmak hatta abartılı bir şekilde karşıdaki kişiyi yere göğe sığdıramamak  alay etme niteliği taşırki buda karşıdaki kişiyi utandırmak gibi, eleştirmek gibi, iletişimi savaş arenasına  dönüştüren bir tarzdır. Bu durum çıkar amaçlı kullanıldığı zaman içişin adı değişiyor. Sizler bilirsiniz ne dendiğini....

Toplumda çok yaygın ve bazı insanlar bu yolla bir yerlere gelmeye ve orada tutunmaya çalışırlar. Bazı insanların egolarını şişirme ihtiyacı ise buna uygun bir zemin hazırlar. Neyse konumuza dönelim... 

            Karşısındaki insanların zihnini okuma ise bizim topluma özgü bir meziyettir. Çünkü herkes insan sarrafı olduğunu sanır ve karşıdaki insanlar ne düşünürse düşünsün anında  doğa üstü güçleri harekete geçermiş gibi algılama gücüne sahip olduğuna inanır. Bunu düşünen insanların kendince doğrudur belki ama olan asıl mesele burada şudurki; kişi kendi kalıplarını ve şablonlarını, varsayımlarını karşıdaki insana yapıştırmakta ve onu ve ona atfettiği yönleriyle onu algılamaktadır. Ne yazıkki bunun yüzdeyüz doğru olduğuna da kendini inandırmaktadır. Konuşmak için karşıdaki insanın konuşmasını bitirmesini beklemeye sabrımız yoktur ve konuşmanın yarısında geriye kalan anlamlarıda biz ekleyerek sürdürür gideriz diyaloğu. 

            Konuştuğumuz insanları, yeni tanıştığımız insanları kafamızda daha önce seri üretimini yaptığımız kalıplardan birisine oturtma ihtiyacı içindeyizdir. Biraz ipucu yeter bizim için. O insanı tanımaya, anlamaya vaktimiz yok ; çünkü kafamızda önce bir yere oturtacağız  sonra gerekirse yerini değiştiririz. Toplum olarak en çok yaptığımız yanlışlardan birisidir ve anlamak yerine  kendimizin anlam katması daha kolayımıza geliyor. Kişinin ne iş yaptığı, hangi gazeteyi okuduğu, ne giydiği, hele hele nereli olduğu gibi bilgiler kafamızda hazır düşünce kalıplarını harekete geçirir. Böylece objektif olma gücümüzü kaybederek  daha sonra yaşayacağımız hayal kırıklıklarının da alt yapısını hazırlarız. Ne kadar fazla düşünce kalıplarına sahipsek, esnekliğimizi ne kadar yitirmişsek insanları doğru anlama ve algılama gücümüzü o ölçüde kaybedeceğiz ve insanlarla ileşim sorunları yaşamaya adayız demektir.

            Çoğunlukla insanların önceki yaşantıları bilinçdışı bir süreç olarak şimdiki ilişkilere transfer etme durumu sözkonusu olmaktadır. İnsan sarrafı olma deyimi ise buradan kuvvet bulmaktadır ki bu iletişimi olumsuz etkileyen ve insanları  doğru anlamaktan uzak bir anlayıştır. Burada algılanan şey gerçekte olan değil kişinin önceki yaşantıları ile beslediği, benzettiği (bilinçdışı kurulan bir benzerlik) ve resmettiği bir tablodur. Karşıdaki insanada bir rol atfedilmektedir ve bu role uygun olması beklenmektedir. Zamanla bu rolle uyuşmadığını farkedincede hayal kırıklığı ve çatışma başlamaktadır. 

            Yaşantıların birbiri ile karşılaştırılması, deneyimlerin birbiri ile karşılaştırılması, çocukların birbiri ile karşılaştırılması toplum hayatımızdaki başka travmalara kaynaklık etmektedir. Yapılan her işe bir referans arama ihyitacındayızdır.  Bireysel farklılıkların  algılama farklılıklarının yetenek alanlarının bir önemi yokmuş gibi hareket edilir ve olumlu olumsuz herşeyde diğer kişiler bir referans nesnesi haline getirilir. Böylece iletişimede sıkça giren kıyaslama durumu insanlarda yine iletişim sorunlarına yolaçmaktadır.

            Doğru bir iletişim önce etkin olarak dinlemekten başlar. Etkin dinlemek karşı tarafın kendisini daha rahat ifade etmesine ortam hazırlar ve hata payını azaltır.

Dinlemek ise çok ciddi bir iştir ve kişinin kendisini geliştirebileceği geliştirmesi gereken bir alandır. Televizyon kanallarında sürdürülen tartışma programlarında bunun eksikliğini örneklemek mümkündür. Orada kimse kimseyi dinlemez ve herkes konuşma telaşı içindedir ve sağırlar diyaloğu şeklinde bu durum sürüp gider. 

            Beden dilini doğru kullanmayı öğrenmek anlatım gücümüzü arttıran önemli bir unsurdur.  Bazen sözlerin söylediğini kişinin duruşu ve beden dili yalanlar. Vücut daha gerçekçi hareket eder. Çoğu zaman farkında olmadığımız şeyin vücudumuz farkındadır. Gizlemeye çalıştığımız bir çok duyguyu beden dili ele verir.           

İletişimin gücü ne söylediğimizde değil nasıl söylediğimizde saklıdır.

İletişim karşılıklı olarak düşüncelerin duyguların ve heyecanların anlatılması ve anlaşılmasıdır. İstek ve niyetlerin karşı tarafa  doğru olarak  iletilmesidir. Burada sözlü ve sözsüz mesajlar aynı oranda etkilidir.  Karşılıklı konuşma, beden duruşu, yüz ifadesi, ses tonu, mimikler birer iletişim enstrumanıdır. 

İNSANLARLA SIK OLARAK YAŞADIĞIMIZ GÜÇLÜK VE ÇATIŞMALARIN KÖKENİ KENDİ İÇİMİZDE SAKLIDIR.

ANA SAYFAYA DÖN