![]() |
|
|
|
Hassas noktalarimizin zedelendigi duygusuyla bütün savunma sistemlerimiz harekete geçer ve kendi içimizde olaganüstü durum ilan ederiz. Bu durum ise bizi gerçeklikten uzaklastirir adim adim. Savunucu yaklasim tarzi iletisimin seyrini olumsuz etkileyen önemli hatalardan birisidir. Savunuculuk ayni zamanda bireyin benligini koruma ihtiyaci içinde oldugunu gösterir. Savunma durumunda olan kisi zihin gücünü içerikten daha ziyade kendisini savunmaya harcar.Kisi konudan çok karsidaki insana nasil göründügü, nasil algilandigi ile ilgilenir. Karsidaki insani nasil alt edecegine, tartismayi nasil kazanacagina, nasil baskin çikacagina ve karsi tarafa nasil karsi koyacagina odaklanir.
Aile çocuk iliskilerinde emir vermenin yaygin oldugunu ve saatte yüzlerce talimat yagdirilarak çocuk yetistirildigini hatirlarsak emir vermenin yasamimizdaki etkilerini daha iyi farkederiz. Emir ve talimatlarin bu kadar sik kullanilmasi özbenligin gelismesini engelledigi gibi insanlarin asi olmasina ve otorite ile sorun yasamasinada yolaçmaktadir. Geriye kalan seçenekler; ya otoriteye boyun egeceksin, ya otoriteye karsi çikacaksin ya da otorite olacaksin.
Dolayisi ile iletisimde emir vermek talimatlar yagdirmak olumsuz ve bozuk bir iletisimi getirecektir. Bir çok seyi tehdit olarak algilama ve savunmaya geçme reflekslerine sahip olusumuzun kökeninde bu yetistirme tarzi yatmaktadir.
Teselli etmek ne kadar karsidaki kisiye yardim amaci ve içerigi tasisada genellikle iletisimde olumsuz etkilere sahiptir. Bizim kültürümüzde ise teselli etmek çok yaygin ve sefkat gösterisi olarak sürer gider. Amaç karsidaki kisiyi yasadigi duygudan uzaklastirmak moral vermek ve destek olmaktir ama iletilen mesajlar farklidir. Takma kafana, bosver düsünme, dünyanin sonu degil, hersey olacagina varir, kader böyle imis........ Bunlar söylenirken teselli edilen kiside anlasilamamislik duygusu deprestigi gibi kizginlik duygusu buna eslik eder ve iletisim olumsuz bir noktaya dogru kilitlenir. Çünkü iletilen mesaj kisinin yasadigi sorunun önemsiz oldugu, (Ben bilirim, senin sorunun önemli degil, sen yanlis düsünüyorsun, yanlis anliyorsun, yasadigin duygular yersiz, hemen vazgeç bu durmdan vb.) mesaji alt yazi olarak iletilir. Buda karsidaki kisiye önemsenmedigi duygusu yasatacaktir. Karsidaki kisiyi alamaya çalismak duygularini ifade etmesine firsat tanimak en yararli olabilecek yöntemdir.
Övme, ayni düsünceye katilmak hatta abartili bir sekilde karsidaki kisiyi yere göge sigdiramamak alay etme niteligi tasirki buda karsidaki kisiyi utandirmak gibi, elestirmek gibi, iletisimi savas arenasina dönüstüren bir tarzdir. Bu durum çikar amaçli kullanildigi zaman içisin adi degisiyor. Sizler bilirsiniz ne dendigini....
Toplumda çok yaygin ve bazi insanlar bu yolla bir yerlere gelmeye ve orada tutunmaya çalisirlar. Bazi insanlarin egolarini sisirme ihtiyaci ise buna uygun bir zemin hazirlar. Neyse konumuza dönelim...
Karsisindaki insanlarin zihnini okuma ise bizim topluma özgü bir meziyettir. Çünkü herkes insan sarrafi oldugunu sanir ve karsidaki insanlar ne düsünürse düsünsün aninda doga üstü güçleri harekete geçermis gibi algilama gücüne sahip olduguna inanir. Bunu düsünen insanlarin kendince dogrudur belki ama olan asil mesele burada sudurki; kisi kendi kaliplarini ve sablonlarini, varsayimlarini karsidaki insana yapistirmakta ve onu ve ona atfettigi yönleriyle onu algilamaktadir. Ne yazikki bunun yüzdeyüz dogru olduguna da kendini inandirmaktadir. Konusmak için karsidaki insanin konusmasini bitirmesini beklemeye sabrimiz yoktur ve konusmanin yarisinda geriye kalan anlamlarida biz ekleyerek sürdürür gideriz diyalogu.
Konustugumuz insanlari, yeni tanistigimiz insanlari kafamizda daha önce seri üretimini yaptigimiz kaliplardan birisine oturtma ihtiyaci içindeyizdir. Biraz ipucu yeter bizim için. O insani tanimaya, anlamaya vaktimiz yok ; çünkü kafamizda önce bir yere oturtacagiz sonra gerekirse yerini degistiririz. Toplum olarak en çok yaptigimiz yanlislardan birisidir ve anlamak yerine kendimizin anlam katmasi daha kolayimiza geliyor. Kisinin ne is yaptigi, hangi gazeteyi okudugu, ne giydigi, hele hele nereli oldugu gibi bilgiler kafamizda hazir düsünce kaliplarini harekete geçirir. Böylece objektif olma gücümüzü kaybederek daha sonra yasayacagimiz hayal kirikliklarinin da alt yapisini hazirlariz. Ne kadar fazla düsünce kaliplarina sahipsek, esnekligimizi ne kadar yitirmissek insanlari dogru anlama ve algilama gücümüzü o ölçüde kaybedecegiz ve insanlarla ilesim sorunlari yasamaya adayiz demektir.
Çogunlukla insanlarin önceki yasantilari bilinçdisi bir süreç olarak simdiki iliskilere transfer etme durumu sözkonusu olmaktadir. Insan sarrafi olma deyimi ise buradan kuvvet bulmaktadir ki bu iletisimi olumsuz etkileyen ve insanlari dogru anlamaktan uzak bir anlayistir. Burada algilanan sey gerçekte olan degil kisinin önceki yasantilari ile besledigi, benzettigi (bilinçdisi kurulan bir benzerlik) ve resmettigi bir tablodur. Karsidaki insanada bir rol atfedilmektedir ve bu role uygun olmasi beklenmektedir. Zamanla bu rolle uyusmadigini farkedincede hayal kirikligi ve çatisma baslamaktadir.
Yasantilarin birbiri ile karsilastirilmasi, deneyimlerin birbiri ile karsilastirilmasi, çocuklarin birbiri ile karsilastirilmasi toplum hayatimizdaki baska travmalara kaynaklik etmektedir. Yapilan her ise bir referans arama ihyitacindayizdir. Bireysel farkliliklarin algilama farkliliklarinin yetenek alanlarinin bir önemi yokmus gibi hareket edilir ve olumlu olumsuz herseyde diger kisiler bir referans nesnesi haline getirilir. Böylece iletisimede sikça giren kiyaslama durumu insanlarda yine iletisim sorunlarina yolaçmaktadir.
Dogru bir iletisim önce etkin olarak dinlemekten baslar. Etkin dinlemek karsi tarafin kendisini daha rahat ifade etmesine ortam hazirlar ve hata payini azaltir.
Dinlemek ise çok ciddi bir istir ve kisinin kendisini gelistirebilecegi gelistirmesi gereken bir alandir. Televizyon kanallarinda sürdürülen tartisma programlarinda bunun eksikligini örneklemek mümkündür. Orada kimse kimseyi dinlemez ve herkes konusma telasi içindedir ve sagirlar diyalogu seklinde bu durum sürüp gider.
Beden dilini dogru kullanmayi ögrenmek anlatim gücümüzü arttiran önemli bir unsurdur. Bazen sözlerin söyledigini kisinin durusu ve beden dili yalanlar. Vücut daha gerçekçi hareket eder. Çogu zaman farkinda olmadigimiz seyin vücudumuz farkindadir. Gizlemeye çalistigimiz bir çok duyguyu beden dili ele verir.
Iletisimin gücü ne söyledigimizde degil nasil söyledigimizde saklidir.
Iletisim karsilikli olarak düsüncelerin duygularin ve heyecanlarin anlatilmasi ve anlasilmasidir. Istek ve niyetlerin karsi tarafa dogru olarak iletilmesidir. Burada sözlü ve sözsüz mesajlar ayni oranda etkilidir. Karsilikli konusma, beden durusu, yüz ifadesi, ses tonu, mimikler birer iletisim enstrumanidir.
INSANLARLA SIK OLARAK YASADIGIMIZ GÜÇLÜK VE ÇATISMALARIN KÖKENI KENDI IÇIMIZDE SAKLIDIR.