ŞİDDET

 

İnsanın içsel ve dışsal koşullarında rahatsız edici uyaranlar arttıkça yıkıcı ve saldırgan dürtülerin ortaya çıkması artmaktadır. Yaz aylarında şiddet olaylarının artması tesadüfmüdür?  Ekranlarda mafya dizileri ve erkekliğin sembolü dövüşmek! Havaların ısınması ise acaba erkekçe davranışları ! arttırıyormu?

            İnsanın kırıp bitirdiği her dostluk, ürküttüğü her kuş, güvenini kırdığı  hayal kırıklığına uğrattığı aşağıladığı her insan  içinde değişik boyutlarda şiddet barındırır.

            Zamanla insanlar sofrasını paylaştığı dostlarıyla yüreğini paylaşamayacak duruma geliyor.Zor anlarında ihtiyaç duyduğu son derece güven duyacağı yanında olacağını hissettiği insan bulunamamaktadır. Hayattaki duygusal yalnızlık ise kişinin biriktirdiği, çözümleyemediği çelişkilerden beslenerek yaşamdaki en büyük zararı ve yabancılık duygusunu körükler.Şatafatlı mekanlarda , insanlar sahip olduğu  şatafatlı varlıklarıyla  mutsuzluğun ve yalnızlığın delhizlerinde dolaşmaya devam ediyorlar.           

            Bütün bu olup bitenler ise ölüm içgüdüsünden beslenen yıkıcılık ve saldırganlık eğilimini artırıyor. Engellenmelerle dolu bir yaşamda engellenmelerle örülü bir psikolojik dünya içinde olan insanlarda yıkıcılık ve saldırganlık dürtüsü fazla olmaktadır; eğer kişi kendini eğiterek bunu başka bir biçime dönüştürememiş ve başka bir biçimde ortaya koyabilme hüneri geliştirememişse. Yani mevcut güdülerin nasıl dönüştürüldüğü ve ortaya konulduğu son derece önem taşımaktadır. Bunu şiddet dışı bir biçime dönüştürerek ortaya koyabilme kişinin yetenekleri ve kendini tanıyarak geliştirmesi ve yaratıclığını ortaya koyabilmesi ile ilgilidir.

Kimisi içindeki karmaşayı sanat yoluyla bir aktarım mekanizmasıyla ortaya koyar. Böylece diğer insanlara da ürün vermiş ve bir çok ortak duyguyu insanlarda harekete geçirmiş olur. Böylece diğer insanlara da hizmet etmiş olur. Başka bir yolla içsel karmaşasını ve yıkıcı, saldırgan dürtülerini ortaya koyamayan insanlar şiddet yoluyla ortaya koyarlar. Şiddeti ortaya çıkaran tetikleyici sebepler ise çoğu zaman kişi tarafından yaratılır.

Dış koşulların olumsuz olduğu zamanlar ve kişileri rahatsız eden uyaranlar arttığı zaman şiddet eğilimi daha da artmaktadır.   Savaş dönemleri, toplumsal olarak tedirginliğin hakim olduğu ortamlarda ve yaz aylarında sıcakların artmasıyla şiddet eğilimleri de artmaktadır. Özellikle  cereyan eden bir çok şiddet içerikli adli olaylar yaz aylarında daha çok meydana gelmektedir.Hava sıcaklığı olumsuz bir fiziki uyaran olarak algılanmaktadır.

Çevre , kültür değerler ve inanç sistemi , eğitim, yetişme tarzı kişinin bu güdülerini nasıl ortaya koyacağında etkilidir. 

            Dünya nüfusunun üçte biri 15-25  yaş arasındaki gençlerden oluşmaktadır. Bu gençlerin dörtte üçü ise az gelişmiş ülkelerde yaşamaktadır. Bu kişilerde eğitimsizlik ve işsizlik başta gelen sorunlar arasındadır. İnsanların kişilik bocalaması ve uyum sorunları yaşadığı yaşların yine bu devreye denk geldiğini eklediğimizde şiddet davranışlarına eğilim için bir potansiyel oluşturduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.

Alkol ve uyuşturucu kullanımı ise yıkıcı ve saldırgan davranışların ortaya konmasında önemli bir etken olmaktadır.

Kültürel yozlaşma ve yabancılaşma yine şiddet davranışları eğilimini arttıran bir özelliği oluşturmaktadır. Gelecek umudunu yitirme, güvensizlik ve kuşku içinde olan insanlarda , çıkarcı ve bencil insanlarda yıkıcı dürtüler daha fazla ortaya konmaktadır.

            Saldırgan davranışlar ekonomik ve eğitim kültür düzeyi düşük erkekler arasında daha fazla görülmektedir. Şiddete eğilimli kişilerde saldırganlık ve öfke dürtüleri şartlı refleks olarak ortaya çıkmaktadır. Buda öğrenmenin etkili olduğunu kanıtlamaktadır. Özellikle televizyon programları ve kişinin içinde yetiştiği ortamlardaki şiddet olayları kişiyi bu yönde etkilemektedir. Şiddet görüntülerini reyting malzemesi olarak kullanan renkli ekranlar ise daha çocukluk çağlarında şiddet davranışlarını meşru bir davranış olarak zihinlere kazımaktadırlar. Yine şiddet içerikli diziler ve programlar ise insanların bu saldırgan eğilimlerini ortaya koymayı adeta teşvik etmektedirler. Eğitim düzeyi düşük kesimlerde ise yine şiddet ve saldırganlık eğilimlerinin ortaya konması erkekliğin bir doğal davranışı olarak algılanmaktadır. Ve bu erkekçe davranışlar! trafikte sık olarak cereyan etmektedir. Buradaki erkekçe davranışlar tabii ki beynin devre dışı kalıp kas sisteminin harekete geçmesi anlamına gelmektedir.  

            Freud  saldırganlığın doğuştan gelen   bütün canlılarda ortak olan öğrenme ile değişmeyen bir içgüdü olduğunu söylerken davranışçı  ekolü savunan bilim adamları ise insanlarda öğrenilen bir durum olduğunu savunmuşlardır. 

            Doyurulmamış ihtiyaçlar ve hayatta sık karşılaşılan engelleyici durumlar kaygı ve gerginliği arttırır ve kişinin dürtülerini bastırmasında zayıf kalmasına yol açar. Tedirgin bekleyiş ve engellenme durumu ise şiddete eğilimi arttırır.

Yine toplum tarafından kabullenmeme, horlanma, dışlanma, küçümsenme zamanla yabancılaşma duygusunu geliştirir ve buda şiddeti arttıran bir özellik içinde barındırır.  

            Kişilik bozukluğu olan kişiler arasında şiddet davranışları daha çok görülmektedir. Antisosyal kişilik bozukluğu olan kişiler sadece içsel dürtüleriyle hareket ettiklerinden ve diğer insanların duygu ve hislerini önemsemediklerinden saldırgan ve yıkıcı davranışlara daha çok meyillidirler. Sürekli bir haklılık duygusu ile hareket ederler ve hiçbir suçluluk duygusu hissetmezler. Diğer insanların acı çekmesi ise onları etkilemez.

            Paranoit kişilik bozukluğu olanlarda ise insan ilişkileri fazlaca kuşkuya dayandığından yine şiddet eğilimi ve dürtüleri fazladır.

            Narsistik kişilik bozukluğu olanlar ise sürekli kendilerine karşı bir hayranlık ve üstünlük duygusu içindedirler. Diğer insanların duygu ve hisleri önemli değildir, kendi düşünce ve hisleri önemlidir. Dolayısı ise diğer insanlara karşı yıkıcı dürtülerini ortaya koymaları onlara göre doğal bir haktır. Kendisi diğer insanlardan üstün olarak yaratılmıştır insancı içindedirler. Bu kişilik bozukluğuna en iyi örnek ise Hitler’dir. Aynı zamanda peşinden binlerce insanları koşturmayı becermiştir.

Kişilik bozukluğu olan kişiler bunu kabullenmediklerinden ve tedavi olma yoluna başvurmadıklarından toplumda diğer insanlara zarar verme eğilimleri fazladır ve suç işleme oranları fazladır.

            Kalıtım özellikleri ve kişilerdeki hormonal düzey değişiklikleri  kişilerin şiddet davranışları sergilemesinde etkili olmaktadır. Özellikle kadınlarda menstruel dönemlerdeki hormonal değişiklik ve gerginlik şiddet davranışı eğilimini arttırmaktadır. 

Korkak insanlarda şiddet davranışının daha fazla görülme sebebi ise korkunun acı verici  yönünden kurtulma çabasından kaynaklanmaktadır. Şiddet davranışı ise benliği korumaya yönelik olarak ortaya çıkmaktadır.

                        İlk çağlarda vahşi hayvanlara karşı ve doğanın acımasız koşullarına karşı kendini korumaya çalışan insan zamanla kendi cinsine karşı kendini korumanın daha önem taşıdığını görmeye başladı. İnsanın insana verdiği zararı ise ne doğa ne de diğer canlılar verdi.

Toplumsal barışı geliştirmek için önce sanırım kişisel barıştan başlamak gerekiyor ve Montaigne’in sözünü hatırlamak gerekiyor.

İnsanın korkması gereken tek hayvan insandır.  (Montaigne)

Dostluk ve sevgiyle kalın.

 

Ali Rıza Erdoğan  /  Toplumsal Barış Dergisi

 

ANA SAYFAYA DÖN