Bookmark and Share  

 

KENDINIZI NE KADAR YALNIZ HISSEDIYORSUNUZ?

 

 

Ali Riza ERDOGAN

 

Kalabaliklar icinde, yasamin tempolu kosturmasi icinde insanlar genellikle yalnizliklarinin farkina varamiyorlar. Etrafinda binlerce insan bulunan, binlerce insana hukmeden, buyuk sermayelere hukmeden, buyuk paralara hukmeden insanlar ylanizlik yasamiyorlarmis gibi gelebilir cogu kisiye. Oysa bu kisiler derin bir yalnizlik icinde mutsuz bir yasam suruyor olabilirler.

Gunumuz dunyasinda, enformasyon teknolojilerinin basdondurucu hizda gelismesine ragmen insanlar daha cok yalnizlik yasamaktadirlar, insanlar arasindaki icsel paylasim daha azalmaktadir yada daha cok yuzeysel olmaktadir. Surekli bir yogunluk icinde kosturan insanlarin daha fazla yalnizlik duygusu icinde olmalari sozkonusu olabilir. Icindeki yalnizlik duygusu ile yuzlesmekten kacmayi bir savunma mekanizmasi haline getiren insanlar bir sure sonra ortaya cikan baska belirtilerle yuzlesmek zorunda kaliyorlar.

 

Bir sanat yapiti ortaya cikarmak icin tek basina bir yere cekilen bir kisi, yeni bir bulus cabasi icinde tek basina uzun zaman yalniz kalan bir bilim adami o sirada yalnizlik yasamiyor. Bahsettigim yalnizlik tek basina kalmak degildir. Zengin bir ic dunyaya sahip ama tek basina olmayi tercih eden bir kisi yalnizlik icinde degildir. Ama yuzlerce kisi ile sohbet halinde olan etrafinda hukmettigi yuzlerce insan bulunan kisiler daha cok yalnizlik duygusu icinde olabilirler. Genellikle insanlarin zorunlu olarak bulundugu berlikteliklerde herkes yalnizlik duygusu icindedir. Mecburi iliskilerdir bunlar ve cogunlukla is ortaminin gerektirdigi durumlardir.

            . Yaşam biçimi ve değerlerin hızla değişmesi insanların alışkanlıklarını ve davranışlarını etkilemektedir. İnsan sürekli yeniliklere uyum sağlama peşinde koşarken kendi iç dünyasıyla uyumsuzlaşmaktadır.  Her şey çok hızlı değişiyor ve hızlı tüketiliyor. İnsan bir şeye uyum sağlamaya başlamışken çoktan başka bir şey moda olmakta ve kişilerin uyum sağladığı şey eskimektedir. Yaşanmadan eskitilen bu şeylerin içinde arkadaşlıklar, aşklar, dostluklar ve bir çok ilişki yer almaktadır.

 

            Aslında insanlar bu hızla değişen şeylere uyum sağlamıyorlar fakat sağlamış gibi görünüyorlar. Malum devir imaj devri. İmaja zarar gelmesin ama iç dünyaya gelsin anlayışı ile insanlar zamanla iç dünyalarından kopmakta ve yalnızlaşmaktadırlar.

            Hayal kırıklıklarını fazla yaşayan insanlar ve tutundukları önemli alanlar elinden alınan insanlar yalnızlığı yoğun yaşarlar.  Bu insanların yaşamdaki beklentileri ve diğer insanlardaki beklentileri ortadan kalkmakta ve yoğun bir duygusal yalnızlık yaşamaktadırlar. Bazen bu yalnızlığa depresyon eşlik etmekte ve kişi sosyal hayattan kendisini izole etmekte ve içine kapanmaktadır.

           

            Yoğun faaliyetler içinde olan kalabalıklar içinde olan insanlarda bazen içsel yalnızlık yaşamaktadırlar. Bazende bu içsel yalnızlıkla yüzleşmemek içinde sürekli faaliyet içindedirler. Uzun süre yalnızlık yaşayan insanların çevreye ve kendisine karşı güven kaybı olmakta ve bu güven kaybının artması ve uzaması ise hayattaki etkinliğini sekteye uğratmaktadır. Bu zamanla yaşam kalitesini olumsuz etkilemektedir.

 

            Bazen insanlar yalnızlığı tercih edebilirler. Hatta yalnızlık yaşamaya insanların ihtiyacı olabilir. Burada bahsettiğimiz tek başına kalmak değildir.   Yalnızlığı yaşamak yaratıcı güdülerin harekete geçmesi için uygun zemin hazırlayabilir. Bazı sanatçılar, düşünürler, bilim adamları yalnızlığı tercih edebilirler.

 

            Yalnızlık bazen kişinin hayatını sorgulaması, düzenlemesi ve yeniden organize etmesi için bir fırsatta oluşturabilir. Kişi bir çok şey konusunda farkındalıklar kazanabilir yada kör noktalarını keşfedebilir. Sosyal olarak yalnız kalan insanlarda yalnızlığı yaşamıyor olabilirler. Kişinin etrafında kimse yoktur, kişi tek başınadır ama zengin bir içsel devinimi  vardır ve etrafı arkadaşlarla dolu birisi kadar yalnız değildir.

Evliliklerde bazen iki kişilik yalnızlıklar yaşanıyor. Kişiler yanyana koyun koyunadır ama içsel olarak yalnızdırlar.

 

            İnsanların bencilliği çoğunlukla insanları içsel yalnızlığa götürür. İçsel paylaşımlar yerine çıkar ilişkilerine dayalı paylaşımlar öne geçmiştir. Kişiler ise bu çıkar ilişkilerinin aracı haline gelmektedirler.

 

            Yalnızlık acısından kaçmanın bir yoluda kişinin kendisini yüceltmesidir. Kişiler narsistik bir yapı geliştirerek yalnızlıkla yüzleşmekten kaçınırlar. Bazende yalnızlık kişinin yaşamda estireceği fırtına öncesi sessizliğini oluşturur, bazende karanlık dispsiz bir kuyudur.

Yalnızlığı nasıl yaşadığımız ve neye dönüştürdüğümüz önemlidir.

 

            İnsan bu dünyaya yalnız gelmekte ve yine bu dünyadan yalnız ayrılmaktadır.

 

ANA SAYFAYA DÖN